Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)

17 Mart 2021

DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ

Kısa Tarihçe

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, savaşın galibi Kuzey Amerika ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyada barış  ve  istikrarı  sürekli  kılmak  amacıyla,  güçlü  bir  uluslararası ekonomik işbirliği sisteminin kurulması yönünde yoğun bir çaba gösterilmiştir. Bu çerçevede, ülkelerin kalkınma çabalarına yardımcı olmak,  uluslararası likidite ve  mali  güven  gibi ihtiyaçlara  cevap  vermek  ve  uluslararası  ticareti   serbestleştirip  artırmak  amacıyla  yeni kurumların  oluşturulması  yoluna  gidilmiştir. “Bretton Woods” kurumları olarak bilinen Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın kurulması bu çabaların sonucunda ortaya çıkmış; böylelikle mali alanda uluslararası işbirliği yönünde kurumsal altyapı oluşturulabilmiştir.

Uluslararası mali alanda sağlanan işbirliğinin yanısıra, uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi yönünde de benzer bir işbirliğine ihtiyaç duyulması sonucunda, 50 kadar ülkenin temsilcisi tarafından “Uluslararası Ticaret Örgütü” (International Trade Organisation - ITO) adı verilen bir uluslararası örgütün kurulması amaçlanmıştır. Öte yandan, ITO’nun kuruluş müzakereleri devam ederken, belirli mallar üzerinde tarife indirimlerinde bulunmak ve ITO’nun ülkelerce onaylanmasına kadar geçecek sürede bu indirimleri  uygulamaya  koymak amacıyla, 23 ülke Ekim 1947'de Cenevre'de geçici bir anlaşma olarak nitelendirilen Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması  (GATT)  imzalanmışlartır. ITO’nun  kurulamaması  üzerine,   “geçici”  olma özelliğine rağmen, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması 1948-1994 yılları arasında dünya mal ticaretini düzenleyen temel disiplin olarak uygulanmış ve kurumsal bir kimlikten yoksun olmasına rağmen bu alanda genel kabul gören bir çerçeve oluşturmuştur.

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasına (GATT) istinaden yürütülen son çok taraflı ticaret müzakere turu olan Uruguay Turu (1986-1995)’nun sonucunda, 1995’te kurulmuştur. Türkiye GATT’a 1951 yılında Torquay Turu sırasında  taraf   olmuş  ve  DTÖ’nün  de  kurucu  üyeleri  arasında  yer  almıştır.

Amaç ve İlkeler

1-En Çok Kayrılan Ülke Kuralı (Most Favoured Nation Clause):

Söz konusu ilke,  üye  ülkelerin  ticari  partnerleri  arasında  ayrım  yapmamasını  zorunlu kılmaktadır. Bir başka deyişle, bir üye ülke, herhangi bir ülkeye tanıdığı elverişli bir rejimi koşulsuz olarak tüm üye ülkelere uygulamak zorundadır (GATT Madde 1, GATS Madde 2, TRIPS  Madde  4).  Bu  kuralın  çeşitli  istisnaları  bulunmaktadır.  Bunlar,  GATT XXIV. Madde’de düzenlenen gümrük  birlikleri, serbest  ticaret  anlaşmaları  gibi  bölgesel  ticaret  anlaşmaları  ve  genelleştirilmiş tercihler sistemi (GPS) gibi gelişme yolundaki ülkeler (GYÜ) lehine düşük gümrük vergisi  alınması veya gümrük   vergisinin   alınmaması   gibi   ayrımcı   nitelikteki   uygulamalar   ile   Anlaşma’nın öngördüğü anti-damping ve telafi edici vergiler gibi bazı diğer uygulamalardır.

2-Ulusal Muamele Kuralı (National Treatment):

İç pazara ilişkin düzenleme ve uygulamalar yönünden ithal ve yerli mallar arasında ayrım yapılmaması “ulusal muamele” ilkesi olarak bilinmektedir. Ulusal Muamele İlkesi yalnız bir mal, hizmet ve fikri mülkiyet pazara  girdikten  sonra uygulanır. Bundan dolayı, yerli üretimden gümrük vergisine  eş  bir  vergi  alınmamış  olmasına  rağmen,  ithal  mal  üzerinden  gümrük  vergisi alınması ulusal muamele ilkesine aykırılık teşkil etmemektedir.

3-Gümrük Vergilerinin İndirilerek Konsolide Edilmesi

GATT’ın yürürlüğe girişini müteakip 60’lı yıllara gelene dek, çok taraflı ticaret müzakeleri, uluslararası ticarette uygulanan en temel koruma enstrümanı olan gümrük tarifelerinin indirilmesi üzerinde yoğunlaşmıştır. DTÖ üyesi ülkelerin DTÖ’ye konsolide taviz listesinde yer verdikleri tarife oranları “bağlı oranlar (bound rates)” olarak adlandırılmakta; söz konusu vergi oranları ithalatta uygulanabilecek azami vergi düzeyini temsil etmektedir. Üye ülkelerin taviz listesinde Gümrük Tarifesi İstatistik Pozisyonu (GTİP) bazında gösterdikleri bahse konu vergi oranları, aynı zamanda, her bir müzakere turunda yeni pazar açılımı saikiyle üstlenilen tedrici tarife liberalizasyonu için de temel teşkil etmektedir. Uruguay Turu’nun en önemli   sonuçlarından   biri,   ülkelerin   taviz   listelerini   geliştirmeleri   ve   bağlı   oranlar çerçevesinde yapılan ticaretin artmasıdır. Nitekim, Gelişmiş Ülkeler için bağlı oranlar Uruguay Turu öncesinde %78 iken, bu oran Uruguay Turu sonrasında %99’a; GYÜ’ler için ise %21’den %73’e yükselmiştir.

4-Tarifeler Yoluyla Koruma

Ticarette şeffaflığın sağlanmasının en etkin yolu korumanın tarifeler yoluyla yapılmasıdır. GATT, tarife dışı  engellerin bazı istisnalar dışında tümüyle yasaklanmasını, tarifelerin de giderek azaltılmasını öngörmektedir.  Tarım ürünleri ticaretinde uygulanan ithalat kısıtlamaları ve diğer bazı tarife dışı uygulamalar büyük ölçüde tarifelere  dönüştürülmüş (tarifikasyon), ayrıca, ülkeler bazında bazı istisnalar olmakla birlikte %100 oranında konsolidasyon amaçlanmıştır. Başka bir deyişle, Uruguay Turu ile birlikte, dünya tarım ürünleri ticaretinin bağlı oranlara tabi kılınması ile öngörülebilir bir pazar yapısının tesisi yönünde çok önemli bir adım atıldığını söylemek mümkündür.

Kurumsal Yapı ve İşleyiş

DTÖ’nün temel karar alma organı Bakanlar Konferansı’dır. DTÖ Kurucu Anlaşması’na göre iki yılda bir toplanması gereken Bakanlar Konferansı’nın düzenlenmediği dönemlerde, Genel Konsey, DTÖ’nün günlük  işleyişine ilişkin her türlü kararı alma yetkisine sahiptir. Genel Konsey, gerektiğinde Ticaret Politikalarını  Gözden Geçirme Organı (Trade Policy Review Body- TPRB) ve Anlaşmazlıkların Halli Organı (Dispute Settlement Body –DSB) olarak da toplanabilmektedir. Genel Konseye bağlı üç temel Konsey ve diğer ilgili Komite ve Çalışma Gruplarına aşağıdaki şemada yer verilmektedir.





Gerektiğinde, Çalışma Grupları altında alt çalışma grubu oluşturma imkanı her zaman mevcuttur. Diğer taraftan, henüz DTÖ üyesi olmayan, ancak üyelik müzakereleri devam eden ülkeler (acceding countries) için de, DTÖ üyelik başvurularının akabinde, münferit Katılım Çalışma Grupları oluşturulmaktadır.
 
Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Mekanizması (TPRM)

Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması’nın 4 nolu Ekinde  “Ticaret  Politikaları Gözden Geçirme Mekanizmasına ilişkin Mutabakat Metni” yer almaktadır.

DTÖ üyesi ülkelerin ticari mevzuat ve uygulamalarında daha fazla şeffaflık ve anlaşılırlık sağlanması yoluyla, üye ülkelerin Çok Taraflı Ticaret Anlaşmaları ile getirilen kural, düzenleme ve taahhütlere bağlılığının artırılması ve böylece, daha düzgün işleyen bir çok taraflı ticaret sistemine ulaşılmasına katkı sağlanmasını amaçlayan mutabakat metni uyarınca dünya ticaretinden en çok pay alan dört ülke iki yılda bir, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 16 ülke dört yılda bir, diğer DTÖ üyesi ülkeler ise altı yılda bir olmak üzere, düzenli aralıklarla “gözden geçirme toplantıları”na tabi tutulmakta iken, 2017 yılı Temmuz ayında gerçekleştirilen tadilat kapsamında söz konusu sürelerin 2019 yılından itibaren üç, beş ve yedi yılda bir olarak değiştirilmesine karar verilmiştir.

Türkiye, şimdiye kadar, sonuncusu 15 ve 17 Mart 2016 tarihlerinde olmak üzere altı ayrı incelemeye tabi tutulmuştur.
İncelemeye tabi tutulan ülke tarafından hazırlanan bir Hükümet Raporu ile DTÖ Sekretaryasınca hazırlanan  Sekretarya Raporu temelinde gerçekleştirilen incelemeler DTÖ’nün temel ilkelerinden “şeffaflık” ilkesinin geliştirilmesine yardımcı olmaktadır.

Söz konusu mekanizmanın işleyişine ilişkin daha kapsamlı bilgiye http://www.wto.org/english/tratop_e/tpr_e/tpr_e.htm adresinden ulaşmak mümkündür.
 
Katılım Süreci

DTÖ’nün halihazırda 164 üyesi bulunmaktadır.

Bir ülke veya gümrük bölgesinin DTÖ’ye katılım süreci, ilgili katılım talebinin DTÖ Sekretaryası’na iletilmesi ile başlamakta; katılım talebinin alınmasını müteakip oluşturulan “Katılım Çalışma Grubu” bünyesinde, talepkar ülkenin ekonomik ve ticari uygulamaları, DTÖ kural ve disiplinlerine uygunluğu yönünde kapsamlı incelemelere konu edilmektedir. Tüm DTÖ üyesi ülkelere açık olan Katılım Çalışma Gruplarının görev süresi dahil, çalışma talimatı (mandate) ucu açık bir şekilde belirlenmektedir.

Katılım sürecinin ne kadar zaman alacağı, başvuran ülkenin ekonomik büyüklüğü, serbest ticaret kurallarına uyum yönünde gösterdiği çaba gibi bir dizi faktör ile yakından ilintilidir.
Diğer taraftan, Katılım Çalışma Grubu faaliyetlerine paralel olarak ilerleyen mal ve hizmet ticaretine yönelik ikili taviz müzakereleri de katılım sürecinin tamamlanmasında belirleyici rol üstlenmektedir. (Katılım sürecine ilişkin teknik detaylar için bkz. http://www.wto.org/english/thewto_e/acc_e/acc_e.htm)

Üye ülkeler ve Katılım Aşamasındaki Ülkeler ile ilgili ayrıntılı bilgiye http://www.wto.org/english/thewto_e/whatis_e/tif_e/org6_e.htm adresinden ulaşmak mümkündür.

ÇOK TARAFLI MAL TİCARETİ MÜZAKERELERİNDE SON DURUM
GENEL

2001 yılında Doha’da gerçekleştirilen Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) IV. Bakanlar Konferansı’nda alınan kararla başlatılan ve temel aldığı “kalkınma” olgusu nedeniyle “Doha Kalkınma Gündemi Müzakereleri” olarak adlandırılan dokuzuncu çok taraflı ticaret müzakereleri henüz tamamlanamamıştır. DTÖ’nün kurulmasının ardından uluslararası ticarette Uruguay Turu ile sağlanan serbestleşmenin artırılması, mevcut ticari kuralların güçlendirilmesi, yeni ticari kuralların ihdas edilmesi ve tüm bunlar yapılırken kalkınma konusunun odakta tutulması hedefleriyle Katar’ın Doha kentinde 9-14 Kasım 2001 tarihlerinde gerçekleştirilen DTÖ IV. Bakanlar Konferansı’nda başlatılan Doha Kalkınma Turu müzakerelerinde; uluslararası konjonktürün değişmesi, DTÖ üye sayısının Çin ve Rusya gibi ülkeleri de kapsayacak şekilde artmasının da aralarında bulunduğu birçok nedenle bugüne kadar çok az kayda değer gelişme kaydedilmesi mümkün olmuştur.

Bu çerçevede kaydedilebilen en önemli gelişme 3-7 Aralık 2013 tarihlerinde Bali’de gerçekleştirilen DTÖ IX. Bakanlar Konferansı’nda Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması’nın kabul edilmesi olmuştur. Söz konusu Anlaşma yeterli sayıda DTÖ üyesinin iç onay sürecini tamamladığını DTÖ’ye bildirmesinin ardından 22 Şubat 2017 tarihinde yürürlüğe girmiş ve bu Anlaşma DTÖ’nün kurucu anlaşmasına bir mal anlaşması olarak eklenmiştir. Söz konusu Konferans’ta tarım başlığı altında da bazı kararlar alınması mümkün olmuş; ancak önemli birçok alanda gelişme kaydedilememiştir.

15-19 Aralık 2015 tarihlerinde Nairobi’de gerçekleştirilen DTÖ X. Bakanlar Konferansı’nda ise tarım alanında ihracatta rekabete ilişkin bazı önemli kararlar alınmıştır. Ancak yine müzakerelerin geneline ilişkin beklentileri karşılayacak bir gelişme kaydedilememiştir.

Son olarak 10-13 Aralık 2017 tarihlerinde Buenos Aires’te gerçekleştirilen DTÖ XI. Bakanlar Konferansı’nda e-ticaret, Mikro, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler ve yatırımlar gibi yeni konular da ele alınmış; ancak yalnızca Balıkçılık Sübvansiyonlarının Düzenlenmesine ilişkin müzakerelerin 2019 yılı sonuna kadar tamamlanmasına ilişkin somut bir karar alınması mümkün olmuştur.

DTÖ XII. Bakanlar Konferansı’nın 2020 yılında Kazakistan’ın başkenti Nur Sultan’da gerçekleştirilmesi öngörülmekte iken, COVID-19 salgını nedeniyle Konferans 2021 yılına ertelenmiştir. Mevcut durumda, Bakanlar Konferansı’nın 2021 yılı Kasım ayı sonunda Cenevre’de gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.

Doha Kalkınma Gündemi Müzakereleri konularında gelinen aşamada, bazı Gelişme Yolundaki Ülkelerin (GYÜler) mevcut müzakereleri olduğu şekliyle bitirmeden yeni konuların (e-ticaret, Mikro KOBİ’ler, yatırımlar gibi) müzakeresine geçilmesine sıcak yaklaşmadığı, Gelişmiş Ülkelerin (GÜler) ise değişen uluslararası ticari ve ekonomik yapının dikkate alınarak artık yeni konuların müzakere edilmesi gerektiğini savunduğu görülmektedir.

I- DTÖ TARIM MÜZAKERELERİ

Dünya tarım ürünleri ticaretinin adil, şeffaf ve öngörülebilir bir zeminde sürdürülmesi amacıyla 2000 yılından bu yana sürdürülen müzakerelerde, 1995 yılında yürürlüğe giren DTÖ Tarım Anlaşması temel alınarak, gelecek yıllarda dünya tarım ürünleri ticaretini yönlendirecek kural ve disiplinler belirlenmeye çalışılmaktadır.

Müzakerelerin ana hedefleri, tarım ürünleri ticaretinde pazara giriş koşullarının iyileştirilmesi, ihracat rekabeti disiplinlerinin iyileştirilmesi ve ticareti bozucu iç desteklerin önemli oranda azaltılmasıdır. Bu çerçevede, müzakereler  üç alanda (pazara giriş, iç destekler ve ihracat rekabeti) devam etmektedir.

Pazara girişte tartışmalar şeffaflığın arttırılmasına odaklanmakta, özellikle uygulanan gümrük vergilerinde ve sevkiyatı başlamış ürünlere ilişkin uygulamalarda şeffaflığın geliştirilmesi hususları gündeme gelmektedir.

Müzakerelerin pazara giriş başlığı altında ele alınan bir husus olan Özel Korunma Önlemleri Mekanizması (SSM), müzakerelerde GYÜ’ler açısından öncelik teşkil etmektedir. Ülkemizin de üyesi olduğu G-33 Grubu bu konunun en önemli savunucusu konumundadır. G-33 Grubu, tarımda pazar açılımının sınırlı düzeyde tutulmasını ve müzakerelerde GYÜ’lere esnekliklerin sağlanmasını savunan bir müzakere grubudur.

G-33 Grubu, Özel Korunma Önlemleri Mekanizması’nın GYÜ’lere bir Özel ve Lehte Muamele unsuru olarak tanınmasını istemektedir. Bu mekanizmanın,  müzakerelerde, ithalat artışlarına ve fiyat düşüşlerine karşı GYÜ’lerin tarım sektörlerini ve özellikle küçük ölçekli çiftçilerini korumalarına hizmet edecek bir araç olarak tasarlanması amaçlanmaktadır.
 
 
Tarım ürünleri ihracatçısı ülkeler SSM’e karşı çıkmakta, bu mekanizmanın sadece kapsamlı pazara giriş reformlarının kabul edilmesi durumunda GYÜ’lere tanınabileceğini ifade etmektedir. Söz konusu ülkeler, SSM’i tarım ürünleri ticaretinin serbestleştirilmesinin önünde bir engel olarak görmektedir.

Müzakerelerdeki en önemli anlaşmazlık konusunu, SSM ile pazara girişin bağlantılandırılması hususu oluşturmaktadır. Bu anlaşmazlığın aşılamaması, SSM’e ilişkin birçok Bakanlar Konferansı Kararı ve müzakere talimatnamesi bulunmasına rağmen, konuda ilerleme sağlanmasına engel olmaktadır.

İç destekler DTÖ tarım müzakerelerinde üye ülkelerin büyük çoğunluğu tarafından öncelik teşkil etmektedir. Ticareti bozucu iç desteklere bir üst limit getirilmesi ve bahse konu desteklerin sınırlandırılması gerektiği tüm üyelerce kabul edilmektedir. Ancak, üyeler arasında sınırlandırılacak iç desteklerin kapsamı ve sınırlandırma yöntemi konusunda görüş ayrılıkları devam etmektedir.

Gıda güvenliği amaçlı kamu stok programları, özellikle GYÜ’ler için öncelik taşıyan bir konudur. GYÜ’ler, gıda güvenliği amaçlı kamu stok programlarının, gıda ve geçim güvenliği ile kırsal kalkınma açısından önem taşıdığını ve bu konuda somut adımlar atılması gerektiğini savunmaktadır.

İhracat rekabeti başlığı altında, ihracat sübvansiyonları, ihracat kredileri, ihracat kredi garantileri veya garanti programları (İhracat Finansmanı), tarım ürünleri ihracatçısı devlet teşekkülleri ve uluslararası gıda yardımı hususları bulunmaktadır.

Tarım müzakerelerinin devam ettiği alanlardan, sonuç alınabilen tek alan ihracat rekabeti başlığının ihracat sübvansiyonları hususu olmuştur. 15-19 Aralık 2015 tarihlerinde Nairobi’de düzenlenen DTÖ X. Bakanlar Konferansı’nda alınan İhracat Rekabeti Kararı ile ihracat sübvansiyonları kaldırılmıştır. Karara göre, GÜ’ler birtakım ürünler hariç olmak üzere, ihracat sübvansiyonlarını Kararın alındığı tarihte kaldırmıştır.  Kararda, GYÜ’lerin ise tarım ürünlerine (bazı ürünler için GYÜ’lere esneklik sağlanarak, bu ürünler için ihracat sübvansiyonlarını kaldırma süresi 2022’ye uzatılmıştır) sağlanan ihracat sübvansiyonlarını 2018 yılı sonunda kaldırması hüküm altına alınmıştır.  Ülkemiz de ihracat sübvansiyonu taahhüdünde bulunan 16 ülkeden biridir. Nairobi Bakanlar Konferansı İhracat Rekabeti Kararı çerçevesinde, ülkemizce bazı tarım ürünlerinde ihracat sübvansiyonları 2018 yılı Aralık ayı itibariyle kaldırılmıştır. Bir GYÜ olarak ülkemiz Karar’ın GYÜ’lere sağladığı esneklikten faydalanmakta, istisna kapsamındaki tarım ürünlerinde 2022 yılı sonuna kadar ihracat sübvansiyonu sağlama hakkını elinde bulundurmaktadır.

İhracat rekabeti alanında müzakerelerde şeffaflığın arttırılması hedeflenmekte, mevcut DTÖ mekanizmaları çerçevesinde, üye ülkelerin ihracat rekabeti başlığındaki hususlara ilişkin bilgi sağlama oranlarının arttırılması ve bu alanlarda tam ve eksiksiz bilgi verilmesi gibi hususlar ele alınmaktadır.

COVID-19 pandemisi sürecinde ihracat kısıtlamalarına ilişkin şeffaflığın geliştirilmesi ve bu kısıtlamaların DTÖ’ye bildiriminin yapılması hususları gündemde önemli yer tutmaktadır. COVID-19’la mücadelede üye ülkelerce getirilen ihracat kısıtlamaları ve bazı üyelerin kısıtlamalarını DTÖ’ye bildirmemesi DTÖ tarım müzakereleri kapsamında geniş olarak tartışılmakta, müzakerelerde tarım ürünlerine getirilen ihracat kısıtlamalarının net gıda ithalatçısı ülkelerin gıda güvenliği üzerinde yarattığı tehdide dikkat çekilmektedir.

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı’nın insani yardım amaçlı ve ticari nitelik taşımayan gıda alımlarına ihracat kısıtlaması getirilmemesi önerisi bu alanda tartışılan en güncel konuyu oluşturmuştur.  
 
Ülkemizin DTÖ Tarım Müzakerelerindeki Pozisyonu
 
DTÖ tarım müzakerelerinde, daha dengeli ve adil şekilde işleyen tarım ürünleri ticareti için  DTÖ Tarım Anlaşması’ndaki mevcut eşitsizliklerin giderilmesi hedeflenmektedir. İç destekler konusu, DTÖ üyelerinin büyük çoğunluğu gibi ülkemiz açısından da öncelik teşkil etmektedir. Müzakerelerde, iç destekler hususunun GYÜ’lerin haklarına halel getirmeyecek şekilde ele alınması için çalışılmaktadır.
Ülkemiz müzakerelerde, G-33 Grubu ile birlikte hareket etmektedir. Bu çerçevede, ülkemiz müzakerelerde GYÜ’lerin gıda ve geçim güvenliği için kritik önem taşıyan Özel Korunma Önlemleri Mekanizması ve gıda güvenliği amaçlı kamu stok programları hususlarında sonuç alınmasını desteklemektedir.
Bu kapsamda ülkemizce, tarımsal piyasalardaki artan belirsizliğe karşı geçmiş Bakanlar Konferansı kararları temelinde, uygulanabilir ve etkili bir Özel Korunma Önlemleri Mekanizması’nın GYÜ’lere tanınması savunulmaktadır.
Ülkemizce gıda güvenliği amaçlı kamu stok programları konusunda müzakerelerde geçmiş Bakanlar Konferansı kararları temel alınarak, anlamlı, etkin ve fonksiyonel bir sonuç elde edilmesi desteklenmektedir. 
 
II-TARIM DIŞI ÜRÜNLERDE PAZARA GİRİŞ

Tarım Dışı Ürünlerde Pazara Giriş (NAMA) müzakereleri ile küresel mal ticaretinin yaklaşık %90’nına karşılık gelen tarım dışı ürünlerin ticaretinde uygulanan tarifelerin sistemsel bir şekilde azaltılarak dünya mal ticaretinin kapsamlı bir şekilde serbestleştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu alanda yapılan müzakereler; tarife indirim taahhütlerinin belirlenmesi, sektörel inisiyatifler ve tarife dışı engeller (TDE) olmak üzere üç temel konu üzerinden yürütülmektedir.

Yapılacak tarife indirimleri için yüksek tarifelerde daha fazla, düşük tarifelerde ise daha az indirim yapılmasını teminen, doğrusal olmayan bir formül üzerinde çalışılmış; ayrıca, belirlenecek formülün GYÜ’lerin GÜ’lere kıyasla daha düşük oranda tarife indirimine gitmesine imkan sağlaması hedeflenmiş; ancak bugüne kadar söz konusu girişimlerden ve müzakerelerden bir sonuç alınamamıştır.
Müzakereler kapsamında yer alan sektörel inisiyatiflerde, hedeflenen sektörlerde genel formül indiriminin ilerisinde bir liberalizasyon amaçlanmıştır. Bu girişimler katılımı zorunlu olmayan tekliflerden oluşmaktadır. Bugüne kadar sonuç alınabilen tek alan Bilgi Teknolojileri Anlaşması olmuştur.

III -TİCARETİN KOLAYLAŞTIRILMASI ANLAŞMASI

Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması DTÖ 9. Bakanlar Konferansı Bakanlar Deklarasyonu ile kabul edilmiştir.

27 Kasım 2014 tarihinde gerçekleştirilen DTÖ Genel Konsey toplantısında, Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması’nın bir mal ticareti anlaşması olarak DTÖ Anlaşması EK 1A’ya eklenmesine dair Protokol kabul edilmiştir. Anlaşma, 22 Şubat 2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 

IV-KURALLAR MÜZAKERELERİ

Doha Kalkınma Gündemi’nin bir parçasını teşkil eden “Kurallar Müzakereleri”,

  1. GATT  Madde VI Anlaşması (Anti-Damping Anlaşması - ADA) ile Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması (SCM)
  2. Balıkçılık Sübvansiyonları
  3. Bölgesel Ticaret Anlaşmaları

alanlarındaki disiplinlerin açıklığa kavuşturulması ve iyileştirilmesi amacına yöneliktir. Doha Bakanlar Deklarasyonu’nun 28. Paragrafı’nda, Anlaşmaların temel prensipleri ve kavramları korunurken, GYÜ’ler ile EAGÜ’lerin ihtiyaçları da dikkate alınarak bu alanlardaki mevcut disiplinlerin açıklığa kavuşturulması ve geliştirilmesi talimatlandırılmıştır. Balıkçılık sübvansiyonlarına ilişkin müzakerelere, özellikle GYÜ ve EAGÜ’lerin ihtiyaçlarına hitap etmesi açısından, Bakanlarca özel önem atfedilmiştir.

Üyeler arasındaki keskin fikir ayrılıkları nedeniyle Balıkçılık Sübvansiyonları Müzakereleri dışında kalan Kurallar konularında kayda değer bir ilerleme sağlanamamıştır.

Balıkçılık Sübvansiyonları Müzakereleri

DTÖ Balıkçılık Sübvansiyonları Müzakereleri ile balıkçılık faaliyetlerine sağlanan sübvansiyonlar için disiplinlerin belirlenmesi, iyileştirilmesi ve açıklığa kavuşturulması hedeflenmektedir. Bu kapsamda hali hazırda devam eden müzakerelerde; yasadışı, kayıt dışı ve düzenlenmemiş (illegal, unreported and unregulated - IUU) balıkçılığa, aşırı avlanmış stoklara yönelik sürdürülen faaliyetlere sağlanan ve kapasite artışına neden olan sübvansiyonlara disiplinler getirilmesi öngörülmektedir.

Doha Kalkınma Gündemi konuları arasında yer alan Kurallar Müzakereleri kapsamında 2002 yılında balıkçılık sübvansiyonları konusunda müzakerelere başlanılmıştır. Anlaşma ile getirilmesi hedeflenen düzenlemeler 2015 yılında BM’nin 193 üyesi tarafından oy birliği ile kabul edilen “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri 2030 Gündemi” kapsamında da yer almıştır. Bu kapsamda, “Okyanus ve Deniz Kaynaklarının Korunması ve Sürdürülebilir Kullanımı” başlıklı 14. Hedef 2020 yılına kadar kapasite fazlasına, aşırı avlanmaya neden olan ve IUU balıkçılık faaliyetlerini artıran sübvansiyonların sonlandırılması hedefini koymaktadır.

2017 yılından itibaren müzakerelerin hız kazandığı Balıkçılık Sübvansiyonları Müzakerelerinin 2020 yılında yapılacak DTÖ XII. Bakanlar Konferansı’na kadar sonuçlandırılması ve anılan Konferans’ta DTÖ üyesi ülkeler tarafından kabul edilerek disiplinlerin en kısa sürede yürürlüğe koyulması hedeflenmiş; ancak gerek COVİD-19 pandemisinin etkileri gerekse üye ülkelerin pozisyonlarındaki farklılıklar kapsamındaki katı tutumları nedeniyle müzakerelerin belirlenen tarihte tamamlanması mümkün olmamıştır. Ancak, Bakanlar Konferansı’nın 2021 yılına ertelendiği de göz önüne alınarak, müzakerelerin bir an evvel tamamlanması için çalışmalara yoğun şekilde devam edilmektedir.
 
V-TİCARET VE ÇEVRE KONUSUNDA GÜNDEMDEKİ TARTIŞMALAR

Sürdürülebilir kalkınma ve çevrenin korunması DTÖ'nün temel hedeflerindendir. Bu hedefler, DTÖ'nün kurucu anlaşmasında da yer almakta ve DTÖ’nün ticaretin önündeki engelleri azaltma ve uluslararası ticaret ilişkilerinde ayrımcı muameleyi ortadan kaldırma hedefini tamamlamaktadır. 1994 Ticaret ve Çevre Bakanlar Kararı ile bazı uluslararası kuruluşların da gözlemci olarak yer aldığı DTÖ Ticaret ve Çevre Komitesi (CTE) oluşturulmuştur. Komitenin yetkisi geniştir ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmek için ticaret ve çevre arasındaki ilişkinin tanımlanmasına ve anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır.

Söz konusu Komite Toplantılarının gündemi çerçevesinde özellikle COVID-19 salgını sonrası ekonomik toparlanma sürecinde ülkelerin politikalarının merkezine sürdürülebilir kalkınma ile yeşil ekonomiyi koymaları gerektiğine ilişkin tartışmalar sürdürülmekte ve bazı ülkeler tarafından spesifik konularla ilgili çalışma grubu oluşturma yönünde girişimlerde bulunulmaktadır. Bu doğrultuda, bazı üye ülkeler öncülüğünde “Ticaret ve Çevresel Sürdürülebilirlik Girişimi” ile “Plastik Kirliliği ve Çevresel Olarak Sürdürülebilir Plastik Ticareti Gayriresmi Diyaloğu” oluşturulmuştur. Ayrıca, DTÖ XI. Bakanlar Konferansı’nda bir grup ülke tarafından “Fosil Yakıt Sübvansiyonları Reform”una ilişkin bir bildirge imzalanmıştır. Komite toplantıları gündeminde çalışmalarına ilişkin güncellemeler sunan söz konusu grubun, anılan bildirge çerçevesinde ileriki dönemde bir gayriresmi diyalog oluşturabilecekleri öngörüsü mevcuttur.  

Bahse konu Komite Toplantılarının mevcut gündeminde ayrıca, Avrupa Birliği (AB) tarafından ortaya koyulan Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde uygulanması planlanan sınırda karbon düzenlemesine ilişkin hususlar da yer almaktadır. AB, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı, kimseyi geride bırakmadan, sürdürülebilir bir gelecek ve AB ekonomisini dönüştürmek için gerekli olan kararlı bir eylem olarak sunmuştur. AB, iklim eylemi hedeflerinin küresel olarak paylaşılmadığı durumlarda "karbon kaçağı" riskini yönetmek için sınırda karbon düzenleme mekanizması getirmeye çalışacağını ve bunun için hedef tarihin 2021 olarak belirlendiğini duyurmuştur. Konuya ilişkin üye ülkelerce genel olarak, AB’nin Yeşil Mutabakat kapsamında uygulayacağı politikaların uluslararası yükümlülükleri ile uyumlu olmasını temin etmesi gerektiği ve bu politikaların ticaretin önüne gereksiz engel oluşturmaması gerektiği ortaya koyulmaktadır. Ayrıca, ülkemizin de aralarında bulunduğu Gelişme Yolundaki Ülkeler tarafından sınırda karbon düzenlemesi gibi mekanizmaların tasarım sürecinde, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde (BMİDÇS) hüküm altına alınan “ortak fakat farklılaştırılmış yükümlülükler” ilkesinin akılda tutulması ve Gelişme Yolundaki Ülkelerin durumlarının ayrıca değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır.

VI-YENİ KONULAR

DTÖ X. Bakanlar Konferansı Bildirgesinin 34. paragrafında, Doha Kalkınma Gündemi’nin sonuçlandırılamayan konularının müzakerelerde önceliklendirileceği ifade edilmekle beraber, bazı üyelerin müzakerelerde diğer konuların da ele alınması yönündeki isteklilikleri not edilmiştir. Bu çerçevede, X. Bakanlar Konferansı sonrası süreçte, üye ülkeler arasında “yeni konular” olarak adlandırılan Mikro, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler (MSMEs), kadının ekonomik açıdan güçlendirilmesi gibi hususların müzakere gündemine taşınması yönünde istişareler hızlanmıştır. Söz konusu müzakere gündemlerine ilişkin tartışmalar henüz çoklu düzeyde yürütülmektedir.

Mikro, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler (Micro, Small and Medium Sized Enterprises-MSMEs)

Bu konu başlığı altındaki istişarelerde, MSME’lerin küresel ticaret, büyüme ve istihdam yaratma açısından oynadığı önemli role vurgu yapılarak, DTÖ kural ve disiplinlerinin MSME’ler için de uygulanabilir hale getirilmesi ve MSME’lerin küresel ticarete katılımlarının arttırılması için DTÖ’nün atabileceği adımlar ele alınmaktadır. Konuya ilişkin DTÖ bünyesinde bir grup ülke tarafından Mikro KOBİ’ler Gayriresmi Çalışma Grubu kurulmuştur.  

Ticaret ve Kadının Ekonomik Açıdan Güçlendirilmesi

İzlanda ve Sierra Leone ortak girişimi ile kadınların ekonomik hayatta rollerinin güçlendirilmesi konusunun DTÖ platformunda yer bulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda,  DTÖ XI. Bakanlar Konferansı’nda “Ticaret ve Kadının Ekonomik Açıdan Güçlendirilmesi Ortak Bildirisi” sunulmuştur. Söz konusu bildiriye dayanarak DTÖ bünyesinde Ticaret ve Toplumsal Cinsiyet Gayriresmi Çalışma Grubu kurulmuştur.  

DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜNDE REFORM TARTIŞMALARI

2008 yılında başlayan küresel finansal kriz döneminde ülkeler korumacı önlemlere yönelmiş ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına aykırı veya kurallar kapsamında olup ticareti gereğinden fazla kısıtlayan pek çok ticari önlemi yürürlüğe koymuştur. Artan korumacılığa karşı DTÖ’nün etkisizliği sistem eleştirilerinin açıkça ifade edilmesine yol açmıştır. Anılan dönemden günümüze kadar sistem eleştirilerinin kapsamı genişleyerek, günümüzde tüm sistemde reform ihtiyacı somut öneriler ile dile getirilmeye başlanmıştır.

DTÖ’de reform tartışmalarının önemli bir gündem maddesine dönüşmesinde ABD ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında başlayarak etkileri çok sayıda ülkeye yayılan “Ticaret Savaşları”nın etkisi önemlidir.

Bu zamana kadar yapılan tartışmalar ışığında DTÖ reformu konusu öncelikli olarak;

• GYÜ’lere sağlanan Özel ve Lehte Muamele (Gelişme yolundaki ülkelere DTÖ hükümleri kapsamında ilave esnekliklerin tanınması) sisteminin gözden geçirilmesi, buna bağlı olarak GYÜ’lerin statülerinin yeniden değerlendirilmesi ve değerlendirme için kriterlerin belirlenmesi,
• İç destekler ve sübvansiyonlar konusunda taahhütlerin gözden geçirilmesi,
• Anlaşmalardan doğan bildirim yükümlülüklerinin daha bağlayıcı olması ve yaptırım mekanizmasının tesisi,
• Anlaşmazlıkların Halli Organı ve Temyiz Organının işleyiş kurallarının yeniden tarif edilmesi,
• Doha Kalkınma Gündeminin yanı sıra günümüz ihtiyaçlarını yansıtan yeni konuların da DTÖ gündemine alınması, üyelerin keyfi şekilde müzakereleri tıkamasının engellenmesi,
• Çok taraflı müzakerelerin tıkandığı noktalarda istekli ülkeler için çoklu müzakere seçeneğinin işlevsel hale getirilmesi
hususlarına odaklanmaktadır.

Söz konusu tartışma konularından ülkemiz açısından öncelik verilen iki alan Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması Temyiz Organı’nın yeniden işler hale gelmesi ve kalkınma odağıyla özel ve lehte muamele hükümleri kapsamında yararlanılan hakların korunmasıdır.

DTÖ Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması Temyiz Organı (TO), yeni üyelerin seçilmesinin engellenmesi nedeniyle 10 Aralık 2019 tarihinden itibaren işlevsiz durumdadır. Mevcut durumda Panel raporları temyiz edilememekte ve askıda kalmaktadır. Bu durum, DTÖ’nün en önemli işlevlerinden birini yerine getirememesi ile sonuçlanmaktadır. Bu nedenle DTÖ Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması’nın iki ayaklı yapısının yeniden işler hale gelmesi reform sürecinde öncelikli konu olarak görülmektedir.

Diğer yandan, ülkemiz kendisini GYÜ olarak tanımlayarak DTÖ anlaşmalarında var olan Özel ve Lehte Muamele (ÖLM) hükümlerinden yararlanmaktadır. GYÜ’lere sağlanan ÖLM sisteminin gözden geçirilmesi, buna bağlı olarak ülkemizin de aralarında bulunduğu GYÜ’lerin statülerinin yeniden değerlendirilmesi ABD tarafından 16 Ocak 2019 tarihinde DTÖ üyelerinin değerlendirmesine sunulan bir kağıt ile gündeme taşınmıştır. ABD’nin anılan girişimine karşılık olarak ÇHC ve Hindistan’ın girişimiyle 7 farklı üyenin de eş sunucu olduğu karşı öneri kâğıdı yayımlanmıştır. Ülkemiz kalkınma başlığında yürütülen tartışmalarda en başından beri seçilmiş göstergeler kullanılarak kalkınmışlık seviyesinin tespitinin mümkün olmayacağını savunmaktadır. GYÜ statüsünün haklılığını ispat etmek amacıyla birtakım verilerin belirlenmesi yerine, ÖLM’nin GYÜ’lere koşulsuz bir şekilde sağlanan ve DTÖ Anlaşmaları ile tanınan bir hak olduğuna odaklanılması gerektiği tartışmalarda dile getirilmektedir.